Millî Takımda İki Maç, İki Farklı Hikâye!
Umut Durak
Bazen bir Millî Takımın hikâyesini anlatmak için iki maç yeterlidir. Biri umut verir, diğeri ise eksikleri açıkça gösterir. Geride kalan Fransa ve İtalya karşılaşmaları da biraz böyleydi. İki maçta iki farklı Türkiye izledik. Fransa karşısında son düdüğe kadar mücadele eden, rakibine kolay teslim olmayan bir takım vardı. İtalya maçında ise özellikle ilk yarıda oyunun kontrolünü rakibine bırakan ve bunun bedelini ağır ödeyen bir Millî Takım gördük. Sonuçlar elbette istediğimiz gibi değildi. Fakat güçlü rakiplerle oynanan bu iki maç, takımın nerede durduğunu görmek açısından önemliydi.
Fransa Karşısında Mücadele Vardı
Fransa karşılaşması 1-0’lık yenilgiyle sona erdi. Skor istediğimiz gibi olmadı ama sahadaki mücadele göz ardı edilecek gibi değildi. Millî Takım, güçlü rakibi karşısında uzun süre oyunun içinde kaldı. Savunmada zorlandığımız anlar oldu ama takımın maçtan koptuğunu söylemek de mümkün değildi. Fransa gibi dünya futbolunun önemli ekiplerinden birine karşı sonuna kadar direnmek önemliydi. Evet, kaybettik. Ama o maçın ardından insanın içinde farklı bir duygu vardı. “Bu takım daha iyisini yapabilir” dedik. Çünkü sahada mücadele eden, rakibine karşı koyan ve kolay pes etmeyen bir Türkiye vardı.
İtalya Maçında İşler Erken Koptu
İtalya karşılaşmasında ise tablo değişti. Özellikle ilk yarıda istediğimiz oyunu ortaya koyamadık. İtalya’nın baskısı karşısında savunmada verdiğimiz boşluklar ve yaptığımız hatalar kısa sürede skora dönüştü. İlk yarı bitmeden üç gol yemek, zaten zor olan işi daha da zorlaştırdı. Futbolda kötü başlayan bir maçı çevirmek mümkün. Ancak karşınızda İtalya gibi bir takım varsa, böyle bir rakibe erken avantaj verdiğinizde işiniz çok daha zorlaşıyor. Biz de bunu sahada gördük.
İkinci Yarıda Başka Bir Türkiye Vardı
Asıl düşündüren bölüm ise ikinci yarıydı. Çünkü sahaya çıkan Türkiye, ilk yarıdaki görüntüsünden oldukça farklıydı. Daha hareketliydik. Rakip kaleye daha fazla gitmeye başladık. Topu ayağımızda daha fazla tuttuk ve sonunda golü de bulduk. Barış Alper Yılmaz’ın golüyle fark ikiye indiğinde, kısa bir süre için hepimizin aklından aynı şey geçti: “Acaba geri dönüş olur mu?” Ama İtalya’nın cevabı fazla gecikmedi. Dördüncü gol geldi ve umutlarımız yeniden azaldı. İşte burada durup biraz düşünmek gerekiyor. Madem ikinci yarıda bunu yapabiliyoruz, neden ilk yarıda yapamadık? Bence Millî Takım açısından asıl soru da burada başlıyor. Güçlü rakipler hatayı affetmiyor
Fransa ve İtalya maçlarının bize gösterdiği önemli bir gerçek daha var. Üst düzey takımlar karşısında yaptığınız küçük hatalar bile büyüyebiliyor. Bir anlık konsantrasyon kaybı, yanlış pozisyon alma ya da rakibe bırakılan küçük bir boşluk… Bir bakıyorsunuz top ağlarda. İtalya maçında bunun örneklerini fazlasıyla yaşadık. Bu seviyede yalnızca hücumdaki yeteneklerinizle ayakta kalmanız kolay değil. Savunmada da doksan dakika boyunca aynı dikkati göstermek gerekiyor. Bir an bile oyundan düştüğünüzde, rakibiniz bunu değerlendirebiliyor.
Skordan sonra geriye ne kalıyor? İki maçın ardından doğal olarak herkes önce skora bakacak. Fransa karşısında 1-0. İtalya karşısında 4-1. Rakamlar ortada. Fakat birkaç gün sonra bu skorların yanında başka şeyleri de konuşuyor olmamız gerekiyor. Fransa maçındaki mücadeleyi koruyabiliyor muyuz? İtalya maçının ikinci yarısındaki reaksiyonu daha erken gösterebiliyor muyuz? Ve en önemlisi, ilk yarıda yaşanan kopukluğu tekrarlamamak için ne yapıyoruz? Çünkü büyük takımlarla oynarken maça sonradan ortak olmak yetmiyor. İlk düdükle birlikte oyunun içinde olmanız gerekiyor.
Şimdi Yeniden Ayağa Kalkmak Gerekiyor
İki yenilginin ardından moral bozmak elbette kolay. Ama Millî Takımın önünde daha uzun bir yol var. Bu nedenle bu maçların ardından başımızı öne eğmekten çok, nerede hata yaptığımıza bakmak gerekiyor. Oyuncuların birbirine daha fazla güvenmesi, sahada yardımlaşmanın artması ve özellikle maçların ilk dakikalarında daha sağlam durulması şart. Bu takımın yeteneği var. Bunu zaten biliyoruz. Fakat yetenek tek başına yetmiyor. Mücadele, disiplin ve doksan dakika boyunca oyunun içinde kalabilmek de gerekiyor.
Fransa maçı bize direnebileceğimizi gösterdi. İtalya maçı ise nerelerde daha fazla çalışmamız gerektiğini hatırlattı. Şimdi yapılması gereken belli: Bu iki maçın iyi tarafını yanımıza alıp eksiklerden ders çıkarmak. Çünkü Millî Takım formasının en güzel tarafı biraz da burada. Bir maçın üzüntüsünü, bir sonraki maçın umuduna çevirebilmek.
Yenilgiler futbolun içinde var. Önemli olan, o yenilgilerden sonra nasıl ayağa kalktığımız.