İtalya'da Kaybettik, Ama Asıl Mesele Skor Değil!
Umut Durak
Bir maçı sadece tabeladaki skordan okumak bazen yanıltıcı olabilir. İtalya karşısında alınan 3-1’lik yenilgi elbette can sıkıcı. Hele ki dört maçın sonunda hâlâ puanla tanışamamış bir Millî Takım varsa, bu sonucu görmezden gelmek mümkün değil. Ama Bologna’daki karşılaşmayı izlerken insanın aklında yalnızca 3-1 kalmıyor. Çünkü Türkiye’nin zaman zaman oyunun içinde kaldığı, zaman zaman da kendi kendine “Nerede koptuk?” sorusunu sordurduğu bir maç izledik. Bir başka ifadeyle, skor kötüydü ama asıl konuşmamız gereken biraz daha geride duruyor. Dört maçın sonunda tablo ortada Fransa karşısında 1-0 kaybettik. Ardından İtalya’ya 4-1, Belçika’ya 3-0 ve son olarak yine İtalya’ya 3-1 mağlup olduk.
Dört Maç, Dört Yenilgi Ve Sıfır Puan
Bu tabloyu ne kadar farklı cümlelerle anlatırsak anlatalım, sonuç değişmiyor. Karşımızdaki takımların gücünü elbette hesaba katmak gerekiyor. Fransa, İtalya ve Belçika gibi takımlarla oynamak zaten başlı başına zor bir sınav. Ancak Millî Takımın hedefi yalnızca güçlü rakiplere karşı direnmek olmamalı. Bir noktadan sonra o seviyedeki maçlarda oyunun içine daha fazla girmek, fırsat geldiğinde değerlendirmek ve maçın belirli bölümlerinde kontrolü eline alabilmek gerekiyor. İtalya karşısında eksik kalan taraflarımızdan biri de buydu. Tam umutlandık derken… İlk yarıda Türkiye’nin tamamen kötü olduğunu söylemek haksızlık olur. Topu rakip sahaya taşıdığımız, oyunu zaman zaman İtalya’nın yarı alanına yıktığımız bölümler vardı. Fakat son paslarda ve hücumun devamında istediğimiz üretkenliği bir türlü yakalayamadık. İtalya ise çok daha az şeyi, çok daha etkili yaptı. Scamacca’nın golüyle öne geçtiklerinde de bunun karşılığını aldılar.
İkinci Yarıya Daha Hareketli Başladık
Türkiye biraz daha cesur oynadı ve aradığı golü de buldu. 61. dakikada Aral Şimşir’in golü geldiğinde skor 1-1’di. İşte o anda hepimizin aklından aynı şey geçmiştir: “Belki de bu kez olur.” Futbolda bazen bir gol yalnızca skoru değiştirmez, takımın havasını da değiştirir. Ne yazık ki bu kez o hava çok uzun sürmedi. Üç dakika sonra Calafiori’nin golü geldi ve İtalya yeniden öne geçti. Türkiye’nin yakaladığı moral de bir anda yerini yeniden arayışa bıraktı. Pio Esposito’nun golüyle fark ikiye çıkınca maçın geri kalanında işimiz daha da zorlaştı.
Topa Sahip Olmak Başka, Oyuna Sahip Olmak Başka
Maçın ardından istatistiklere baktığınızda Türkiye’nin topa daha fazla sahip olduğunu görebilirsiniz. Pas sayısında da rakibin önündeyiz. Fakat futbolun küçük bir gerçeği var: Top sizde olabilir ama oyun sizde olmayabilir. İtalya bunu oldukça iyi gösterdi. Topu bize bıraktıkları bölümlerde savunma düzenlerini bozmadılar. Topu kazandıklarında ise birkaç pasla kalemize gelmeye çalıştılar. Bizde ise top zaman zaman güzel dolaştı. Fakat ceza sahası çevresine geldiğimizde aynı etkinliği göremedik. Yani top vardı, pas vardı, mücadele vardı… Ama bunların karşılığında yeterince pozisyon ve gol üretemedik. Bence maçın özeti biraz da burada yatıyor.
Sıfır Puanı Halının Altına Süpüremeyiz
Burada biraz durmak gerekiyor. Çünkü dört maç sonunda sıfır puanlık bir tablo var. Bunu konuşmadan sadece “İyi mücadele ettik” demek kolaycılık olur. Evet, mücadele ettik. Evet, özellikle ikinci yarıda oyunun bazı bölümlerinde İtalya’ya karşılık verdik. Ama sonunda yine kaybettik. Dolayısıyla artık sadece tek tek maçları değerlendirmek yetmiyor. Genel fotoğrafa da bakmak gerekiyor. Neden iyi oynadığımız bölümleri sürdüremiyoruz? Neden golü bulduktan sonra rakibin yeniden oyuna ortak olmasına izin veriyoruz? Neden güçlü rakiplere karşı oyunun belirli bölümlerinde etkili olurken bunu 90 dakikaya yayamıyoruz? Bunlar cevap bekleyen sorular.
Kaybetmek Var, Bir De Kaybetmek Var
Millî Takımdan her maçta galibiyet beklemek gerçekçi değil. Karşınızda Fransa, İtalya ya da Belçika olduğunda işin ne kadar zor olduğunu zaten biliyoruz. Fakat yenilginin de insanın içine farklı şekilde oturan tarafları var. Bazen rakip gerçekten sizden üstündür. Maç biter, “Bugün olmadı” dersiniz. Bazen ise elinizde bir şeyler vardır. Bir gol bulursunuz, umutlanırsınız, rakibi yakalarsınız ama o fırsatı koruyamazsınız. İtalya karşılaşması bana biraz bunu düşündürdü. Türkiye’nin ezildiği bir maç değildi. Fakat kazanabileceğine bizi uzun süre inandıran bir oyun da değildi. Aradaki fark önemli. Bundan sonra söz sahada söylenmeli Şimdi önümüzde tatsız bir tablo var.
Dört Maç, Sıfır Puan
Bunu değiştirmek için de artık bahanelere değil, sahadaki cevaba ihtiyaç var. Bu takımın elbette iyi tarafları var. Genç ve yetenekli oyuncuları var. Fakat bunların bir takım kimliğine dönüşmesi gerekiyor. Kimin ne oynayacağı, takımın hangi oyunu benimseyeceği, top rakipteyken ve bizdeyken ne yapacağımız daha net olmalı. Çünkü Millî Takım seviyesinde yalnızca yetenek yetmiyor. Bazen bir maçı kazanmak için doğru anda doğru kararı vermek, bazen de bulduğunuz golün ardından birkaç dakika daha sakin kalabilmek gerekiyor.
İtalya’da 3-1 Kaybettik
Dört maç sonunda sıfır puandayız. Bunlar değiştiremeyeceğimiz gerçekler. Ama bundan sonrası hâlâ bizim elimizde. Şimdi yapılması gereken geçmişteki skorlara takılıp kalmak değil, bu dört maçın bize ne anlattığını doğru okumak. Çünkü Millî Takımın bundan sonraki hikâyesini belirleyecek olan, bugün elimizde bulunan sıfır puan değil; o sıfır puandan sonra sahada vereceğimiz cevap olacak.