Tek Bedende Birden Fazla Kimlik: Çoklu Kişilik Bozukluğu Nedir?
İnsan zihni karşılaştığı ağır travmalar karşısında kendisini korumak adına sıra dışı bir savunma mekanizması geliştirebiliyor.
Haberin Özeti
- • İnsan zihni karşılaştığı ağır travmalar karşısında kendisini korumak adına sıra dışı bir savunma mekanizması geliştirebiliyor.
İnsan zihni karşılaştığı ağır travmalar karşısında kendisini korumak adına sıra dışı bir savunma mekanizması geliştirebiliyor. Tıp literatüründe Disosiyatif Kimlik Bozukluğu olarak adlandırılan ve halk arasında çoklu kişilik bozukluğu şeklinde bilinen bu tablo, bireyin zihinsel bütünlüğünün parçalanmasıyla ortaya çıkıyor. Bir insanın bünyesinde birbirinden tamamen bağımsız iki veya daha fazla kimliğin bulunması durumu, psikiyatri dünyasının en kompleks vakaları arasında gösteriliyor. Ruh sağlığı uzmanları, bu durumun temelinde bireyin geçmişte yaşadığı ve bilincinin kaldıramayacağı büyüklükteki travmatik deneyimlerin yattığını vurguluyor.
Gelişim sürecinin erken aşamalarında maruz kalınan şiddet, ihmal ve ağır istismar vakaları zihnin bu kaçış yolunu seçmesindeki en büyük etken olarak kabul ediliyor. Çocuk yaştaki birey, maruz kaldığı fiziksel veya duygusal acıyla baş edemediği zamanlarda zihnen kendisini o ortamdan tamamen soyutlama yoluna gidiyor. Bu soyutlanma süreci zamanla travmayı üstlenen ve o anki acıyı göğüsleyen yeni bir kimliğin doğmasına zemin hazırlıyor. Zihin, acıyı taşıyan bu yeni yapıyı ana kişilikten ayırarak bireyin hayatta kalmasını sağlamayı hedefliyor.
Bölünmüş Bilincin Belirgin Semptomları
Hastalığın seyri sırasında ana bünyede varlığını sürdüren ve alter olarak adlandırılan alternatif kişilikler, bireyin yaşamını doğrudan şekillendirmeye başlıyor. Bu alter yapıların her birinin kendilerine ait özgün bir ismi, yaşı, konuşma tarzı ve hatta yaşamsal alışkanlıkları bulunuyor. Yapılan bilimsel araştırmalar, farklı kişiliklerin devreye girmesiyle birlikte kişinin alerjik reaksiyonlarının, göz bozukluğu derecelerinin ve el yazısı stillerinin bile değişebildiğini gösteriyor. Bu derece belirgin farklılıklar, rahatsızlığın sadece psikolojik değil fizyolojik yansımalarının da olduğunu kanıtlıyor.
Alter kişilikler yönetimi ele geçirdiğinde, ana kimlik o anlarda yaşanan olaylara dair tamamen hafıza kaybı yaşıyor. Kişinin evinde kendisinin almadığı eşyalarla karşılaşması, gitmediğini düşündüğü mekânlarda çekilmiş fotoğraflarını bulması veya tanımadığı kişilerin kendisine ismiyle hitap etmesi sıkça yaşanıyor. Ayrıca zihnin içinde sürekli devam eden içsel konuşmalar ve tartışma sesleri, hastanın günlük yaşam kalitesini %100 oranında düşüren ve ciddi kafa karışıklıklarına yol açan etkenler arasında yer alıyor.
Doğru Bilinen Yanlışlar Ve Ayrışan Yönler
Toplumda ve popüler kültürde bu rahatsızlık genellikle şizofreni ile karıştırılsa da iki durum arasında son derece belirgin farklar bulunuyor. Şizofreni tablosu temelde kişinin gerçeklikten kopması, duygu, düşünce ve algı dünyasında bozulmalar yaşamasıyla şekilleniyor. Buna karşılık Disosiyatif Kimlik Bozukluğu bir gerçeklikten kopuş değil, hafıza ve kimlik yapısının parçalanması olarak tanımlanıyor. Uzmanlar, şizofrenide var olmayan sesler ve görüntüler üzerinden bir sanrı dünyası kurulurken, bu hastalıktaki seslerin zihnin kendi içindeki bölünmüş parçalarından kaynaklandığını ifade ediyor.
Halk arasındaki bir diğer yanlış algı ise bu kişilerin tehlikeli veya saldırgan olduğu yönündeki önyargılardan oluşuyor. Oysa araştırmalar bu bireylerin çevrelerine zarar vermekten ziyade, kendi iç dünyalarında derin acılar yaşadıklarını ve çoğunlukla içe kapanık bir yaşam sürdürdüklerini gösteriyor. Rahatsızlığa dair doğru bilinen bu yanlışların düzeltilmesi, hastaların toplum tarafından dışlanmasının önüne geçilmesi açısından büyük önem taşıyor.
Terapi Odasında Yürütülen Uzun Soluklu İyileşme Süreci
Disosiyatif Kimlik Bozukluğu sadece tıbbi ilaç kullanımıyla tamamen ortadan kaldırılabilen bir rahatsızlık niteliği taşımıyor. İlaç tedavileri bu süreçte yalnızca hastalığa eşlik eden depresyon, anksiyete ve uyku bozuklukları gibi ikincil semptomları kontrol altına almak amacıyla tercih ediliyor. Tedavinin asıl omurgasını ise konunun uzmanı psikiyatrist ve psikologlar tarafından yürütülen son derece kapsamlı psikoterapi seansları oluşturuyor.
Aylar hatta yıllar süren bu sabır gerektirici süreçte temel hedef, parçalanmış haldeki alter kişilikleri tespit etmek ve onları dinlemek oluyor. Terapistler, geçmişte yaşanan ağır travmalarla tek tek yüzleşilmesini sağlayarak bu ayrı kimlikleri tek bir çatı altında birleştirmeyi amaçlıyor. Doğru ve kararlı bir terapi yöntemi uygulandığında hastalar zihinsel bütünlüklerini yeniden kazanarak sağlıklı ve dengeli bir yaşama adım atabiliyor.
Bakmadan Geçme