Sinema Tarihinin Altın Heykelciğe Ulaşamayan Efsanevi İsimleri
Oscar her yıl görkemli törenlerle sahiplerini bulurken arkasında bıraktığı tartışmalar ve görmezden gelinen ustalarla da adından söz ettirmeye devam ediyor.
Dünya sinemasının en prestijli ödülü olarak kabul edilen Oscar her yıl görkemli törenlerle sahiplerini bulurken arkasında bıraktığı tartışmalar ve görmezden gelinen ustalarla da adından söz ettirmeye devam ediyor. Sinema sanatının gidişatını değiştiren teknik buluşlara imza atan ve benzersiz anlatım dilleri geliştiren pek çok yönetmen ne yazık ki Akademi tarafından En İyi Yönetmen kategorisinde hiçbir zaman ödüllendirilmedi. Bu durum ödüllerin sanatsal kaliteden ziyade bazen dönemsel trendlere veya Akademi üyelerinin muhafazakar tercihlerine göre şekillendiği eleştirilerini beraberinde getiriyor. Bir yönetmenin vizyonunun ödül heykelciği ile ölçülemeyeceğinin en büyük kanıtı bugün hala başyapıt olarak kabul edilen ve derslerde okutulan filmlerin birçoğunun yönetmenine o büyük ödülü getirmemiş olmasıdır.
Gerilim Ve Kurgu Ustalarının Akademi İle İmtihanı
Sinema tarihine damga vuran isimlerin başında gelen Alfred Hitchcock gerilimi bir sanat formuna dönüştürmesine rağmen kariyeri boyunca beş kez aday gösterilip her seferinde törenden eli boş dönmüştür. Sapık ve Arka Pencere gibi filmleriyle kamera kullanımını ve izleyici psikolojisini yeniden tanımlayan bu büyük dehanın Akademi tarafından onur ödülüyle teselli edilmesi sinema çevrelerinde hala bir ironi olarak anlatılır. Benzer bir durum türler arası geçişin ustası ve teknik mükemmeliyetin sembolü olan Stanley Kubrick için de geçerlidir. Uzay Yolu Macerası veya Otomatik Portakal gibi filmleriyle çağının fersah fersah ötesine geçen Kubrick toplamda on üç adaylık almasına rağmen bireysel yönetmenlik kategorisinde asla zirveye çıkamamıştır. Bu isimlerin ortak paydası sinemayı bir endüstriden ziyade kişisel bir ifade biçimi olarak görmeleri ve Hollywood'un standart kalıplarına sığmayı reddetmeleridir.
Evrensel Sinemanın Ödülsüz Devleri Ve Kültürel Farklılıklar
Akademi'nin Amerikan merkezli bakış açısı sadece Hollywood yönetmenlerini değil dünya sinemasına yön veren uluslararası isimleri de çoğu zaman dışarıda bırakmıştır. Japon sinemasının efsanesi Akira Kurosawa veya İtalyan sinemasının şiirsel yönetmeni Federico Fellini kendi ülkelerinde ve Avrupa festivallerinde el üstünde tutulurken En İyi Yönetmen Oscar'ı söz konusu olduğunda genellikle görmezden gelinmiştir. Ingmar Bergman’ın insan ruhunun derinliklerine indiği o soğuk ve sarsıcı sineması Akademi üyeleri için çoğu zaman fazla ağır bulunmuş olabilir. Sinemanın ilk dâhilerinden Orson Welles ise Yurttaş Kane ile sinema dilini kökten değiştirmesine rağmen kariyerinin geri kalanında Akademi ile mesafeli ve gergin bir ilişki sürdürmüştür. Bu durum ödül mekanizmalarının bazen sanatsal devrimleri anlamakta ne kadar geç kalabildiğinin en somut örneğidir.
Modern Zamanların Dışlanan Vizyonerleri Ve Denis Villeneuve Örneği
Geçmişin tozlu raflarındaki haksızlıklar günümüzde de farklı isimler üzerinden devam ediyor. Bilimkurgu türünü modern bir epik anlatıya dönüştüren Kanadalı yönetmen Denis Villeneuve son yılların en çok konuşulan sinema olaylarından biri olan Dune serisiyle bu haksızlığın en güncel kurbanı konumuna geldi. Sinematografisi ve dünya inşa etme becerisiyle eleştirmenlerden tam not alan yönetmenin her iki Dune filmiyle de En İyi Yönetmen dalında aday dahi gösterilmemesi sinemaseverler arasında büyük bir şaşkınlık ve tepkiyle karşılandı. Villeneuve’ün tek adaylığını yaklaşık on yıl önce Geliş filmiyle almış olması Akademi’nin vizyoner ve tür sinemasına odaklanan yönetmenlere karşı sergilediği direncin bir sembolü olarak görülüyor. Bu durum modern sinemanın dâhilerinin de tıpkı selefleri gibi zamanın süzgecinden geçerek efsaneleşeceğini ancak o heykelciğe ulaşmalarının göründüğü kadar kolay olmadığını kanıtlıyor.
Ödüllerin Gölgesinde Kalan Gerçek Sanat Mirası
Oscar heykelciği bir yönetmenin kariyeri için parlak bir taç olsa da sinemanın kalıcılığı ödül listelerinden ziyade izleyicinin zihninde bıraktığı izle ölçülmektedir. Bugün ismi sayılan yönetmenlerin hiçbiri Oscar alamadığı için daha az yetenekli görülmemekte aksine her biri sinemanın temel taşları olarak kabul edilmektedir. Akademi’nin muhafazakar yapısı bazen cesur ve yenilikçi dilleri dışlasa da tarih bu yönetmenleri hak ettikleri mertebeye zaten yerleştirmiştir. Bir yönetmenin başarısı bir gecelik törende isminin anons edilmesiyle değil on yıllar sonra bile filmlerinin hala heyecanla tartışılmasıyla sabitlenir. Dolayısıyla Oscar alamamak bir başarısızlık göstergesi değil bazen sanatçının kendi döneminin ve kurumlarının çok ilerisinde olduğunun sessiz bir onayıdır.
Bakmadan Geçme