İşgalci İsrail, Ateşkese Rağmen Lübnan'ın Güneyine Saldırılar Düzenledi
Uluslararası diplomatik çabalar ve ardı ardına imzalanan mutabakatlar, Ortadoğu'daki sıcak çatışma zemininde kalıcı bir huzur tesis etmeye yetmedi. İsrail ordusu Lübnan ile varılan çerçeve anlaşması, yürürlükteki ateşkes kararları ve bölgeyi de kapsayan ABD-İran uzlaşmasına rağmen Lübnan'ın güney şeridindeki sivil yerleşimleri ve kritik noktaları yeniden hedef aldı. Karadan ve havadan gerçekleştirilen bu yeni saldırılar, diplomatik kanallarda sağlanan hassas dengeleri bir kez daha sarsma riski taşıyor.
Haberin Özeti
- • İsrail ordusu, Lübnan ile imzalanan çerçeve anlaşmasına ve bölgesel mutabakatlara rağmen ülkenin güneyindeki sivil yerleşim bölgelerine hava ve topçu saldırıları düzenledi.
- • Yaşanan yeni bombardımanlar nedeniyle Nebatiye ve Sur yakınlarında ciddi hasar meydana gelirken, bazı tarım alanları ve evler ateşe verildi. Washington'da imzalanan barış anlaşmasının hemen ardından gelen bu ihlaller, bölgede kalıcı huzurun sağlanmasına dair endişeleri yeniden körükledi.
Bölgedeki son duruma dair sahadan gelen bilgiler, ateşkes ikliminin sahaya tam olarak yansımadığını gösteriyor. Lübnan resmi haber kaynakları, İsrail savaş uçaklarının Yukarı Nebatiye bölgesinde yer alan Deyr Mahallesi yakınlarına iki şiddetli hava taarruzu gerçekleştirdiğini aktardı. Bombardımanın yarattığı gürültünün kentin genelinde büyük bir panik dalgasına yol açtığı ve hedef alınan bölgelerden dumanların yükseldiği belirtiliyor. Sadece hava saldırılarıyla sınırlı kalmayan askeri hareketlilik kapsamında, Sur kentine bağlı Reşef bölgesi de yoğun topçu ateşine maruz kaldı. Ayrıca Beyt Yahun beldesinde İsrail kuvvetlerinin çok sayıda konutu ve tarım arazisini ateşe vererek tahrip ettiği yönündeki raporlar gerilimi tırmandırıyor. Sabaha karşı gerçekleştirilen sınır ötesi harekatlarda ise Beraşit ve Beyt Yahun çevreleri hava unsurlarının hedefi oldu.
Diplomatik Çabaların Gölgesinde Kalan İnsani Kriz
Mart ayının başlarında yoğunlaşan askeri operasyonlar, Lübnan genelinde tarihin en büyük göç dalgalarından birini tetiklemiş ve bir milyondan fazla insanı evlerini terk etmek zorunda bırakmıştı. Sürecin başından bu yana hayatını kaybedenlerin sayısı Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine göre 4 bini aşmış durumda. Yaşanan bu insani dramı durdurmak adına uluslararası aktörler yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyordu. Nisan ayında ABD öncülüğünde ilan edilen geçici ateşkes süreçleri, mayıs ayında yapılan müzakerelerle daha uzun vadeli dönemlere yayılmıştı. En nihayetinde haziran ayının ortalarında Pakistan'ın ara buluculuğuyla bir araya gelen ABD ve İran heyetleri, Lübnan'ı da içine alan geniş kapsamlı 14 maddelik bir uzlaşı metni hazırlayarak çatışmaları durdurmayı taahhüt etmişti.
Washington Anlaşması Sahadaki Gerçeğe Direnemiyor
Bölgesel aktörlerin attığı adımların ardından, haziran ayının son günlerinde Washington'da doğrudan yürütülen kritik görüşmelerin ardından taraflar arasında resmi bir çerçeve anlaşması da imzalanmıştı. Tüm bu diplomatik zırha rağmen sahada patlayan bombalar, varılan uzlaşıların ne kadar kırılgan bir zeminde durduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Güvenlik analistleri, İsrail'in son hamlelerinin ateşkes sürecini tamamen baltalayabileceği ve bölgeyi yeniden kontrolü imkansız bir tırmanış sarmalına sokabileceği uyarısında bulunuyor. Lübnan hükümeti ise uluslararası kamuoyunu, varılan taahhütlerin arkasında durmaya ve sahada kalıcı sükunetin sağlanması için İsrail üzerinde baskıyı artırmaya çağırıyor.
Bakmadan Geçme