• Haberler
  • Dünya
  • Guillermo Del Toro İmzalı Frankenstein Modern Sinema Algısını Yeniden Şekillendiriyor

Guillermo Del Toro İmzalı Frankenstein Modern Sinema Algısını Yeniden Şekillendiriyor

Dijital yayın platformlarının geleneksel sinema endüstrisi üzerindeki etkisi yıllardır hararetli tartışmalara konu olurken Guillermo del Toro'nun son başyapıtı Frankenstein bu tartışmaları bambaşka bir boyuta taşıdı.

Dijital yayın platformlarının geleneksel sinema endüstrisi üzerindeki etkisi yıllardır hararetli tartışmalara konu olurken Guillermo del Toro’nun son başyapıtı Frankenstein bu tartışmaları bambaşka bir boyuta taşıdı. Toplamda dokuz dalda Oscar adaylığı elde ederek büyük bir başarıya imza atan film sadece sanatsal niteliğiyle değil aynı zamanda Netflix’in sinema tarihindeki konumunu meşrulaştırmasıyla da dikkat çekiyor. Hollywood’un gelenekçi yapısı ile dijitalleşen dünyanın yeni vizyonu arasındaki uçurum bu filmle birlikte ilk kez bu kadar daralmış görünüyor. Uzun zamandır beklenen En İyi Film Oscar’ı için platformun en güçlü kozu haline gelen yapım sinema çevrelerinde "kuralları değiştiren eser" olarak nitelendiriliyor. Filmin hem dijital ortamda rekor kırması hem de adaylık kriterlerini karşılamak için yapılan sınırlı sayıdaki salon gösterimlerinde biletlerin tükenmesi izleyicinin artık mekana değil içeriğin kalitesine odaklandığını açıkça ortaya koyuyor.

Akademi Yarışında Frankenstein Rüzgarı Ve Oscar Beklentisi

Oscar ödülleri için geri sayım başlarken Guillermo del Toro’nun Mary Shelley klasiğine getirdiği bu karanlık ve dokunaklı yorum favoriler arasında en üst sırada yer alıyor. Dokuz farklı kategoride aday gösterilerek platformun tarihindeki en prestijli çıkışlarından birini yapan film sinema eleştirmenleri tarafından "o sene bu sene mi" sorusunun en somut cevabı olarak görülüyor. Netflix’in yıllardır hedeflediği ancak bir türlü tam anlamıyla ulaşamadığı büyük ödül Frankenstein ile hiç olmadığı kadar yakın görünüyor. Filmin başarısı sadece adaylık sayısıyla sınırlı kalmayıp platformun izlenme listelerinde de zirveye yerleşmesiyle perçinlendi. Bu durum kaliteli sinemanın geniş kitlelere ulaşması için mutlaka devasa perdelere ihtiyaç duyulmadığı yönündeki tezleri güçlendirirken sanatın demokratikleşmesi adına da önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

Usta Yönetmenlerden Gelen Beklenmedik Dayanışma Ve Destek

Frankenstein sadece izleyicilerden değil sinema dünyasının duayen isimlerinden de daha önce eşine az rastlanır bir destek gördü. Francis Ford Coppola gibi efsanelerden Martin Scorsese gibi sinema koruyucularına kadar geniş bir çevre filmin sanatsal değerini alkışlıyor. Bradley Cooper ve Emerald Fennell gibi yeni nesil yönetmenlerin de bu kervana katılması yapımın sektör genelinde kabul gördüğünün kanıtı olarak okunuyor. Bu geniş çaplı ittifak Netflix etiketli bir yapımın artık "ikinci sınıf" veya "televizyon işi" olarak görülmediğini tescilliyor. Özellikle usta yönetmen David Fincher’ın film için kullandığı "muhteşem ve olağanüstü" ifadeleri dijital platformlara yöneltilen "ruhsuzluk" eleştirilerine verilmiş en net yanıt niteliğini taşıyor. Fincher’ın bu onayı sanatsal bir derinliğin ekran farkı gözetmeksizin her yerde aynı etkiyi yaratabileceğini tüm dünyaya ilan ediyor.

Senaryo Ve Oyunculuk Gücüyle Ruhsuzluk Eleştirilerine Yanıt

Netflix yapımlarına yönelik en büyük eleştiri genellikle algoritmalar tarafından şekillendirilen duygudan yoksun içerikler oldukları yönündedir. Ancak Guillermo del Toro’nun Frankenstein yorumu bu önyargıyı tamamen yıkmayı başarıyor. Son yılların en dahice kurgulanmış senaryolarından birine sahip olan film her bir karesinde yönetmenin imza niteliğindeki gotik estetiğini ve insani duyguları iliklerine kadar hissettiriyor. Oyunculuk performanslarının zirve yaptığı yapım izleyiciyi karakterlerin acısına ve yalnızlığına ortak ederek teknik mükemmeliyeti duygusal bir derinlikle harmanlıyor. Bu düzeydeki bir anlatım başarısı filmi sadece teknik bir gövde gösterisi olmaktan çıkarıp zamansız bir başyapıt mertebesine yükseltiyor. Fincher gibi titiz bir yönetmenin övgü dolu sözleri de aslında bu güçlü hikaye anlatıcılığının ve oyuncu yönetiminin bir takdiri olarak değerlendiriliyor.

Ekran Boyutu Mu Yoksa Fikirlerin Derinliği Mi

Tartışmaların odağındaki Guillermo del Toro meseleyi sadece bir mecralar savaşı olarak görmekten öteye taşıyarak sinemanın özüne dair köklü bir soru soruyor. Ünlü yönetmen izleyiciye sunulan ekranın büyüklüğünün mü yoksa o ekrana yansıyan fikirlerin büyüklüğünün mü daha önemli olduğunu sorguluyor. Bu yaklaşım sinemanın fiziksel bir mekandan ziyade zihinsel ve ruhsal bir deneyim olduğu gerçeğini hatırlatıyor. Eğer bir fikir yeterince güçlüyse ve bir hikaye insanın ruhuna dokunabiliyorsa onun hangi araçla tüketildiğinin ikincil bir detay olduğunu savunan del Toro modern sinema tartışmalarının merkezine "fikirsel büyüklük" kavramını yerleştiriyor. Frankenstein bu felsefenin en başarılı örneği olarak dijital devrimin sinemayı yok etmek yerine ona yeni ve özgür alanlar açtığının kanıtı olarak tarihe geçmeye hazırlanıyor.

ERTV Malatya - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme

WhatsApp İhbar Hattı
05443281444
ÇEKİN, GÖNDERİN, YAYINLAYALIM!