- Haberler
- Bilim Teknoloji
- Gökyüzünden Düşüp Yeryüzünde İz Bıraktı: Sahra'da Bulunan Gök Taşı İnceleniyor!
Gökyüzünden Düşüp Yeryüzünde İz Bıraktı: Sahra'da Bulunan Gök Taşı İnceleniyor!
Cezayir sınırları içinde yer alan Sahra Çölü bünyesinde 2018 yılında keşfedilen NWA 13188 isimli gök taşı bilim camiasında daha önce eşine rastlanmamış bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Haberin Özeti
- • Cezayir sınırları içinde yer alan Sahra Çölü bünyesinde 2018 yılında keşfedilen NWA 13188 isimli gök taşı bilim camiasında daha önce eşine rastlanmamış bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Cezayir sınırları içinde yer alan Sahra Çölü bünyesinde 2018 yılında keşfedilen NWA 13188 isimli gök taşı bilim camiasında daha önce eşine rastlanmamış bir tartışmanın fitilini ateşledi. Fransa bünyesindeki Aix Marseille Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen detaylı laboratuvar çalışmaları bu kayaç türünün bildiğimiz gök taşlarından çok farklı bir öz geçmişe sahip olduğunu net bir biçimde ortaya koydu. Kimyasal analizler bu gizemli taşın aslında milyonlarca yıl önce gezegenimizin bir parçası olduğunu ve sonradan bir şekilde dış uzayın derinliklerine fırlatıldığını gösteriyor.
Gezegenler arası seyahat eden bu ilginç nesne yaklaşık 646 gram ağırlığıyla ve dış yüzeyini kaplayan ergime kabuğuyla dikkat çekiyor. Uzmanlar taşın fiziksel yapısını incelediklerinde yeryüzündeki volkanik faaliyetler neticesinde oluşan bazaltik kayaçlarla birebir uyuşan mineral yapısı keşfettiler. Bu durum taşın ilk olarak dünyamızın okyanus tabanlarında ya da derin katmanlarında kristalleşerek meydana geldiğini ve tamamen buraya ait bir parça olduğunu kesinleştiriyor.
Büyük Bir Kozmik Çarpışma Taşı Atmosfer Dışına Fırlatmış Olabilir
Bilim insanları bu yerli kayacın yer çekimini aşarak uzay boşluğuna nasıl ulaştığına dair çok güçlü senaryolar üzerinde duruyor. En kuvvetli ihtimale göre geçmiş dönemlerde dünyaya çarpan devasa bir asteroit yeryüzünde çok şiddetli bir şok dalgası yarattı ve bu kayaç parçasını saatte binlerce kilometre hızla atmosferin dışına fırlattı. Bir diğer zayıf ihtimal ise olağanüstü güçte bir volkanik patlamanın bu büyüklükteki bir kütleyi stratosferin ötesine taşıma gücüne ulaştığı yönünde şekilleniyor.
Yapılan hesaplamalar taşın dünyadan ayrılış hızının saniyede en az 11,2 kilometre olan kaçış hızını aşmış olması gerektiğini ortaya koyuyor. Böylesine muazzam bir enerji transferi yeryüzündeki jeolojik kayıtlarda iz bırakan dev kraterlerin oluşumuyla doğrudan paralellik gösteriyor. Araştırma ekipleri bu fırlatılma anına neden olan ana kraterin yerini tespit edebilmek amacıyla dünya genelindeki büyük çarpışma sahalarını ve yaş analizlerini geriye dönük olarak taramaya devam ediyor.
Uzay Boşluğunda On Binlerce Yıl Süren Gizemli Yolculuk
Atmosfer katmanını aşarak yörüngeden çıkan NWA 13188 isimli bu kaya parçası dış uzayda yapayalnız ve çok uzun sürecek bir seyahate başladı. Araştırmacılar taşın uzay boşluğunda kaldığı süreyi tespit edebilmek amacıyla kozmik ışın maruziyetini ölçen çok hassas ölçüm yöntemlerine başvurdular. Elde edilen ilk veriler bu kayacın güneş sisteminin derinliklerinde en az 10000 yıl ile 100000 yıl arasında bir süre boyunca başıboş bir şekilde dolandığını net olarak işaret ediyor.
Bu uzun seyahat esnasında taşın gövdesi yüksek enerjili galaktik kozmik ışınlara doğrudan maruz kalarak kimyasal bir değişime uğradı. Güneşten ve uzak yıldızlardan gelen bu yüksek enerjili parçacıklar kayanın derinliklerine işleyerek yeryüzünde normal şartlarda asla oluşamayacak olan helyum 3, neon 21 ve argon 38 gibi izotopların birikmesine yol açtı. Taşın iç yapısında saptanan bu kozmik izotop yoğunluğu nesnenin uzayda geçirdiği sürenin en büyük ve reddedilemez kanıtı olarak kabul ediliyor.
Atmosfere Yeniden Giriş Esnasında Oluşan Benzersiz Ergime Kabuğu
Uzaydaki uzun serüveninin ardından taşın yolu yeniden dünyamızın çekim alanı ile kesişti ve nesne büyük bir hızla gezegenimizin atmosferine adeta bir meteor gibi geri giriş yaptı. Saatte on binlerce kilometre hızla atmosfere giren kaya parçası yoğun sürtünme nedeniyle 1500 santigrat dereceyi aşan aşırı bir ısıya maruz kaldı. Bu yüksek sıcaklık taşın dış yüzeyindeki yeryüzü kökenli minerallerin tamamen erimesine ve sıvılaşarak arka tarafa doğru akmasına sebebiyet verdi.
Sürtünme dalgalarının etkisiyle taşın dış kısmında camsı, parlak ve siyah renkli kabarcıklardan oluşan kusursuz bir ergime kabuğu meydana geldi. Bilim insanları laboratuvarda yaptıkları mikroskobik incelemelerde bu kabuğun kalınlığının ve akış hatlarının tipik bir meteorit düşüşüyle tamamen aynı özellikleri taşıdığını belirlediler. Bu yapı taşın dünyadan çıkarken değil uzaydan dünyaya geri dönerken bu son formunu kazandığını asgari şüphe barındırmayacak şekilde kanıtlıyor.
Laboratuvar Sonuçları Bize Taşın Jeolojik Kökenini Gösteriyor
Kayanın kimyasal ve mineralojik haritasını çıkaran uzmanlar element bileşimini incelediklerinde çok çarpıcı element oranlarıyla karşılaştılar. Taşın içeriğindeki nadir toprak elementlerinin dağılımı ve oksijen izotoplarının birbirine olan oranları bu taşın kesinlikle dünya dışı bir cisim olmadığını ortaya koydu. Analizler nesnenin magmatik bir geçmişe sahip olduğunu ve özellikle yerkabuğunun alt katmanlarındaki erimiş mineral hareketleriyle şekillendiğini belgeliyor.
Taşın üzerinde yer alan eser elementlerin zenginlik oranları dünyadaki kıtasal yay volkanizması ürünleriyle %100 oranında uyumluluk sergiliyor. Bu durum gök taşının uzaya gitmeden önce dünyamızın tektonik levha sınırlarında yer alan aktif bir volkanik bölgede konumlandığını simgeliyor. Araştırma heyeti taşın moleküler yapısındaki bu benzersiz yerli kodların uzay yolculuğu esnasında bile hiçbir şekilde bozulmadan günümüze kadar korunduğunu ifade ediyor.
Keşfedilen Bu Nadir Parça Kozmik Tarihi Yeniden Yazabilir
NWA 13188 kodlu bu kayaç üzerinde yürütülen hassas kütle spektometresi çalışmaları ve yaşlandırma testleri kesintisiz olarak sürdürülüyor. Bilim dünyası taşın dünyadan tam olarak hangi jeolojik çağda koptuğunu ve çöl yüzeyine ne kadar zaman önce düştüğünü tam kesinlikle hesaplamak için karbon tarihleme yöntemlerini geliştiriyor. Gelecek aylarda tamamlanması planlanan bu testler dünya tarihinin karanlıkta kalmış büyük bir kozmik çarpışma dönemine de ışık tutma potansiyeli barındırıyor.
Eğer yapılan tüm bu bilimsel tahminler ve izotop modelleri nihai testlerle de onaylanırsa bu nesne insanlık tarihinde bir ilk olarak kayıtlara geçecek. Kendi gezegeninden kopup dış uzayın zorlu şartlarında binlerce yıl seyahat ettikten sonra yine kendi evine dönen ilk bumerang gök taşı unvanını alacak. Bu benzersiz keşif yeryüzü ile uzay arasındaki madde alışverişinin sadece tek yönlü olmadığını ve dünyamızın da uzaya kalıcı parçalar gönderebildiğini kanıtlayarak evren algımızı kökten değiştirecek.
Bakmadan Geçme