Zeytinburnu Sahilinde Yaşanan Acı Olay Türkiye Gündemine Oturdu
Kazlıçeşme sahil şeridinde dün gece saatlerinde meydana gelen trajik hadise, tüm ülkeyi yasa boğan bir haberle sarsılmasına neden oldu.
İstanbul'un Zeytinburnu ilçesine bağlı Kazlıçeşme sahil şeridinde dün gece saatlerinde meydana gelen trajik hadise, tüm ülkeyi yasa boğan bir haberle sarsılmasına neden oldu. Kuran'a Hizmet Vakfı içerisinde yönetici pozisyonunda bulunan Ayhan Şengüler'in sistematik istismarına maruz kaldıkları iddia edilen Fatma Nur Çelik ve küçük kızı Hifa İkra Şengüler'in cansız bedenleri deniz kenarında bulundu. Çevredeki vatandaşların ihbarı üzerine ortaya çıkan bu dehşet verici tablo, sadece bir ölüm haberi değil, aynı zamanda yargı sistemindeki aksaklıklar ve toplumsal koruma mekanizmalarının işleyişine dair çok sert tartışmaları da beraberinde getirdi.
Olayın yaşandığı esnada bölgede bulunan tanıkların ifadelerine göre, anne ve kızının deniz kıyısında bir süre vakit geçirdikten sonra sulara kapıldıkları belirtildi. Balık tutmak amacıyla sahile gelenlerin durumu fark edip yetkililere haber vermesiyle başlayan arama kurtarma çalışmaları, ne yazık ki iki acı kaybın tespitiyle sonuçlandı. Yaşanan bu dram, kamuoyunda infial yaratırken, mülki amirler ve ilgili bakanlıklar konuyla ilgili kapsamlı bir inceleme başlatıldığını duyurdu. Olayın perde arkasındaki istismar iddiaları ise meselenin vahametini bir kat daha artırdı.
Kuran'a Hizmet Vakfı Yöneticisi Ayhan Şengüler Ve Karanlık İddialar
Vakıf bünyesinde dini faaliyetler ve çeşitli sosyal sorumluluk projeleri yürüten bir isim olarak tanınan Ayhan Şengüler, son dönemde hakkındaki çok ağır ithamlarla yargı makamlarının radarına girmişti. Dışarıdan bakıldığında saygın bir profil çizen Şengüler'in, aslında kendi ailesi içerisinde yıllara yayılan bir şiddet ve istismar sarmalı oluşturduğu öne sürüldü. Bu iddialar sadece mağdur anne Fatma Nur Çelik'in beyanlarıyla sınırlı kalmamış, aynı zamanda adli tıp raporları ve hukuki süreçlerle de desteklenmişti.
Sürecin en trajik noktalarından birini ise Fatma Nur Çelik'in geçmişi oluşturuyor. İddialara göre Çelik, henüz kendi çocukluk yıllarında Ayhan Şengüler tarafından istismar edilmiş ve ilerleyen yıllarda bu kişiyle evlenmek zorunda bırakılmıştı. Bu sorunlu birliktelikten dünyaya gelen henüz üç yaşındaki Hifa İkra Şengüler'in de öz babası tarafından benzer bir muameleye maruz kaldığı iddiası, davanın seyrini tamamen değiştirmişti. Ancak bu kadar ağır suçlamalara rağmen zanlının tutuksuz yargılanması, anne Fatma Nur Çelik'i derin bir çaresizliğe ve adalet arayışına sürüklemişti.
Kazlıçeşme Sahilindeki Kan Donduran Gece Ve Tanık İfadeleri
Dün gece Zeytinburnu sahilinde yaşananlar, görgü tanıklarının anlatımıyla daha da netleşti. Bölgede balık avlayan Abdülaziz Alevlidağ, anne ve kızının kıyıda sessizce oturduğunu gördüklerini, bir süre sonra ise denizde hareketsiz bedenlerle karşılaştıklarını ifade etti. Olay yerine intikal eden emniyet güçleri ve sahil güvenlik ekipleri, denizden önce küçük kızın, yaklaşık yarım saat sonra ise annenin bedenini çıkardı. Yapılan ilk incelemelerde hayatını kaybedenlerin, günlerdir kamuoyunda adalet çığlığı yükselten anne ve kızı olduğu kesinleşti.
Olayın ardından bölgede toplanan kalabalık, yaşanan ihmallere tepki gösterirken, adli makamlar olay yerinde geniş çaplı delil toplama çalışması yürüttü. Anne Fatma Nur Çelik'in yakın çevresinden edinilen bilgilere göre, genç kadının uzun süredir tehditler aldığı ve sesini duyurabilmek için her yolu denediği öğrenildi. Özellikle sosyal medya ve sivil toplum kuruluşları üzerinden yardım isteyen annenin, davanın gidişatı nedeniyle psikolojik bir çöküntü içerisinde olduğu iddia ediliyor.
Önce Çocuklar Ve Kadınlar Derneğinden Sert Açıklama
Mağdur ailenin hukuk mücadelesini üstlenen Önce Çocuklar Ve Kadınlar Derneği, ölüm haberinin ardından zehir zemberek bir açıklama yayımladı. Dernek yetkilileri, müvekkilleri olan Fatma Nur Çelik ve kızı Hifa İkra'nın yaşadıkları ağır travmaya ve maruz kaldıkları baskılara daha fazla dayanamadıklarını vurguladı. Açıklamada, faillerin korunmasına ve gerici kuşatmanın yarattığı karanlığa dikkat çekilerek, bu ölümlerin birer intihar değil, sistemin göz yumduğu birer cinayet olduğu savunuldu.
Dernek, yayımladığı mesajda davanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını ve sorumluların en ağır cezayı alması için mücadelelerini büyüteceklerini bildirdi. 'Kaybettiğimiz her canın hesabını soracağız' diyerek kararlılık mesajı veren hukukçular, Ayhan Şengüler'in tutuksuz yargılanmasının bu acı sonu hazırlayan en büyük etkenlerden biri olduğunu iddia etti. Kamuoyunda geniş yankı bulan bu açıklama, çocuk koruma kanunlarının ve uygulama aşamasındaki yetersizliklerin tekrar masaya yatırılmasına neden oldu.
Bakanlık Açıklaması Ve Koruma Kararındaki Gecikme Tartışmaları
Olayın ardından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada, küçük Hifa İkra Şengüler için tam da olayın yaşandığı gün acil koruma kararı çıkarıldığı belirtildi. Ancak ekiplerin belirtilen adrese gittiğinde kimseye ulaşamadığı, kısa bir süre sonra ise acı haberin geldiği ifade edildi. Bakanlık, çocuğun sağlık ve danışmanlık tedbirleri kapsamında izlendiğini fakat annenin 'reddedici tutumu' nedeniyle sürecin istenilen şekilde ilerleyemediğini savundu.
Bu açıklama, sivil toplum kuruluşları ve hukukçular tarafından 'sorumluluğu üzerinden atma çabası' olarak nitelendirilerek eleştirildi. Uzmanlar, istismara uğrayan ve can güvenliği olmayan bir annenin devlet mekanizmalarına güven duymamasının normal olduğunu, buna rağmen devletin zorlayıcı ve koruyucu gücünü kullanarak bu felaketi önlemesi gerektiğini vurguladı. Anne ve kızının ölümü, Türkiye'deki koruma kararlarının ne kadar kağıt üzerinde kaldığına dair acı bir ders niteliği taşıdı.