Yerli Savunma Sanayisinde Tarihi Dönüşüm!
Türk savunma sanayisi, son çeyrek yüzyılda yalnızca üretim kapasitesini artırmakla kalmadı teknoloji geliştirme, yerlilik oranı, ihracat hacmi ve ürün çeşitliliğinde de dikkat çeken bir değişim yaşadı. Bir dönem büyük ölçüde dış tedarike bağımlı olan sektör, bugün özgün platformlar geliştiren, kritik teknolojilere yatırım yapan ve dünyanın birçok ülkesine yüksek katma değerli savunma ürünleri ihraç eden bir yapıya ulaştı.
Sektördeki büyüme, hem firma sayısına hem de yürütülen projelere yansırken, savunma sanayisinin Türkiye ekonomisindeki stratejik konumu da her geçen yıl güçlenmeye devam ediyor.
Savunma Sanayisinde Firma Sayısı ve Proje Hacmi Katlandı
2002 yılında 56 şirketin faaliyet gösterdiği savunma sanayisinde bugün 4 bin 500'ü aşkın firma üretim gerçekleştiriyor. Aynı dönemde yürütülen proje sayısı 62'den bin 400'ün üzerine çıkarken, yaklaşık 5,5 milyar dolar seviyesindeki toplam proje büyüklüğü ise 100 milyar dolar eşiğini aştı. Sektörde yaşanan bu genişleme, yalnızca üretim kapasitesini değil, Türkiye'nin savunma alanındaki teknolojik kabiliyetlerini de önemli ölçüde geliştirdi.
İhracatta Rekor Büyüme Dikkat Çekti
Savunma ve havacılık sanayisinde elde edilen ilerleme ihracat rakamlarına da güçlü şekilde yansıdı. 2002 yılında 248 milyon dolar olan ihracat, 2025 yılı sonunda 10,05 milyar dolara ulaştı. 2026 yılının ocak-temmuz döneminde gerçekleştirilen 5,79 milyar dolarlık ihracat, son 12 aylık toplam ihracatın ise 11,2 milyar dolar seviyesine yükselmesini sağladı. Türk savunma ürünlerinin bugün 185 ülkeye ulaştığı belirtilirken, yaklaşık 230 farklı ürünün uluslararası pazarlarda aktif olarak kullanıldığı ifade ediliyor.
Yerlilik Oranı Yüzde 80'in Üzerine Çıktı
Savunma sanayisindeki dönüşümün temel unsurlarından biri de araştırma ve geliştirme yatırımları oldu. Yıllık AR-GE harcamaları 49 milyon dolardan 3,5 milyar doların üzerine yükselirken, sektörün yerlilik oranı yaklaşık yüzde 20 seviyesinden yüzde 80'in üzerine çıktı. Doğrudan istihdam edilen çalışan sayısı 100 bini aşarken, sektör genç mühendis kadrolarıyla dikkat çekiyor. Çalışanların yaş ortalamasının 34 olması, savunma sanayisinin dinamik insan kaynağını da ortaya koyuyor.
Hazır Alımdan Milli Tasarım Sürecine Geçildi
2000'li yılların başında ağırlıklı olarak lisanslı üretim ve dış alım modeliyle ilerleyen savunma sanayisi, zaman içerisinde yerli mühendislik, özgün tasarım ve milli alt sistem geliştirme anlayışını benimsedi. Bugün zırhlı araçlardan hava savunma sistemlerine, savaş gemilerinden elektronik harp çözümlerine, akıllı mühimmattan uzay teknolojilerine kadar geniş bir üretim ekosistemi oluşturulmuş durumda. Savunma ve havacılık sektörünün yıllık cirosu da 1,1 milyar dolardan 20 milyar doların üzerine yükseldi.
İnsansız Hava Araçları Küresel Başarının Simgesi Oldu
Türk savunma sanayisinin uluslararası alandaki en görünür başarılarından biri insansız hava araçları alanında yaşandı. Bayraktar TB2, elde ettiği operasyonel başarı ve ihracat performansıyla dünya çapında tanınan platformlardan biri haline gelirken, Bayraktar AKINCI gelişmiş sensörleri, yüksek faydalı yük kapasitesi ve uzun menzilli görev yetenekleriyle insansız hava gücünü yeni bir seviyeye taşıdı. Milli insansız savaş uçağı Bayraktar KIZILELMA, kısa pistli gemilerden görev yapabilme özelliği ve hava-hava ile hava-yer görev kabiliyetiyle yeni nesil hava platformları arasında öne çıkıyor. Bunun yanında ANKA ve AKSUNGUR platformları da keşif, gözetleme ve uzun süre havada kalış kabiliyetleriyle Türkiye'nin insansız hava sistemleri portföyünü güçlendiren projeler arasında yer aldı.
KAAN, HÜRJET ve GÖKBEY ile Milli Havacılık Güçleniyor
İnsanlı hava platformlarında da önemli projeler hayata geçirildi. Milli muharip uçak KAAN, düşük görünürlük teknolojileri ve gelişmiş aviyonik sistemleriyle Türkiye'nin en iddialı havacılık projeleri arasında gösteriliyor. Jet eğitim uçağı HÜRJET, Türk Hava Kuvvetlerinin eğitim ihtiyaçlarını yerli imkanlarla karşılamayı hedeflerken, T625 GÖKBEY ise özgün helikopter tasarımıyla döner kanat teknolojilerindeki milli kabiliyetin önemli örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Deniz Platformlarında Yerli Mühendislik Dönemi
Deniz savunma sistemlerinde geliştirilen MİLGEM Projesi, Türkiye'nin kendi savaş gemilerini tasarlayıp üretebilme yeteneğinin temelini oluşturdu. Bu alanda geliştirilen TF-2000 Hava Savunma Muhribi ve MİLDEN Milli Denizaltı Projesi, deniz kuvvetlerinin uzun vadeli ihtiyaçlarını yerli çözümlerle karşılamayı hedefliyor. Ayrıca TCG ANADOLU ile Bayraktar TB3 platformlarının birlikte kullanılmasına yönelik çalışmalar, deniz ve hava unsurlarını aynı operasyon konseptinde buluşturan yeni bir yaklaşım ortaya koyuyor.
Katmanlı Hava Savunma Sistemleri Güç Kazandı
Türkiye'nin hava savunma altyapısında geliştirilen HİSAR ve SİPER sistemleri, farklı irtifalarda oluşabilecek tehditlere karşı milli çözümler sunuyor. Bunların yanı sıra geliştirilen ÇELİK KUBBE projesi; radarlar, elektronik harp sistemleri, komuta kontrol altyapısı ve hava savunma unsurlarını ortak bir ağda buluşturarak entegre savunma mimarisi oluşturmayı hedefliyor. Savunma sanayisinin füze teknolojilerinde ise SOM, ATMACA, KARA ATMACA ve TAYFUN projeleri uzun menzilli hassas taarruz kabiliyetinin geliştirilmesinde önemli rol oynuyor.
Milli Motor ve Elektronik Teknolojilerinde Yeni Hedefler Belirlendi
Savunma sanayisinin geleceğinde kritik teknolojilerde tam bağımsızlık önemli hedefler arasında yer alıyor. ALTAY Ana Muharebe Tankı, KORAL elektronik harp sistemi, milli radar projeleri ile PD170, TF6000 ve KTJ motor programları, Türkiye'nin platformlardan güç sistemlerine kadar dışa bağımlılığı azaltmayı amaçlayan çalışmaların temelini oluşturuyor. Mühendislik, yapay zek, elektronik, yazılım ve ileri malzeme teknolojileri de sektörün uluslararası rekabet gücünü artıran başlıca alanlar arasında gösteriliyor.
Savunma Sanayisinde Yeni Hedef Küresel Rekabeti Kalıcı Hale Getirmek
Son yıllarda yalnızca ürün satışıyla sınırlı kalmayan ihracat modeli; eğitim, bakım, ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve sistem entegrasyonu gibi alanları da kapsayacak şekilde genişledi. Bugün ulaşılan noktada sektörün öncelikli hedefleri arasında kritik teknolojilerde tam bağımsızlığın güçlendirilmesi, yüksek adetli seri üretim kapasitesinin artırılması ve küresel savunma pazarındaki payın kalıcı olarak büyütülmesi yer alıyor.