Sessiz Terfi Neden Konuşuluyor? Çalışanları Nasıl Etkiliyor?
Modern iş yaşamında son dönemde sıkça duyulan sessiz terfi kavramı, çalışanların omuzlarındaki yükü her geçen gün artırırken hak ettikleri kariyer ve kazanç dengesini altüst etmeye devam ediyor.
Modern iş yaşamında son dönemde sıkça duyulan sessiz terfi kavramı, çalışanların omuzlarındaki yükü her geçen gün artırırken hak ettikleri kariyer ve kazanç dengesini altüst etmeye devam ediyor. Kurumsal yapıların derinliklerinde adeta görünmez bir salgın gibi yayılan bu uygulama, temelde bir personelin resmi sözleşmesindeki iş tanımının tamamen dışına çıkmasını ifade ediyor. Ekip içindeki diğer çalışanların üstlenmekten kaçındığı, önemsiz ya da angarya olarak görülen görevler, hiçbir resmi onay veya rıza mekanizması işletilmeden doğrudan bu kişilerin üzerine yıkılıyor.
Sürecin çalışanlar açısından en can yakıcı ve adaletsiz boyutu ise harcanan devasa emeğe karşılık ne aylık net gelirde ne de kurumsal unvanda en ufak bir iyileştirmenin yapılmaması oluyor. Bu sessiz düzenin kurbanı haline gelen profesyoneller, normal şartlarda en az 2 ya da 3 uzmanın bir araya gelerek ancak tamamlayabileceği çok büyük bir iş hacmini tek başlarına yürütmek zorunda kalıyor. Üstelik geceli gündüzlü harcanan bu ekstra efor ve üstlenilen kritik sorumluluklar, kişinin gelecekteki kariyer basamaklarını tırmanmasına veya terfi almasına hiçbir şekilde katkı sağlamıyor.
İstatistiksel Veriler Kurumsal Yapılardaki Büyük Hak Kaybını Gösteriyor
Uluslararası çalışma hayatında yaşanan bu tehlikeli dönüşüm, Amerika Birleşik Devletleri sınırları içinde gerçekleştirilen geniş kapsamlı bir araştırmayla çarpıcı bir şekilde kanıtlanıyor. Tam zamanlı olarak istihdam edilen tam 1000 profesyonelin dahil edildiği bu anket çalışması, kurumsal şirketlerdeki sessiz sömürünün boyutlarını sayısal verilerle gözler önüne seriyor. Paylaşılan sonuçlara göre, her 4 çalışandan 3'ü aylık maaşlarında hiçbir artış veya iyileştirme yapılmamasına rağmen üstlendikleri iş yükünün son dönemde çok ciddi oranlarda arttığını açıkça beyan ediyor.
Çalışma hayatında finansal bir karşılık ya da prim almaksızın görev tanımının ve iş hacminin genişlediğini söyleyenlerin genel oranı ise %78,0 gibi oldukça yüksek bir seviyede seyrediyor. Araştırmaya katılan çalışanların %67,0'si ise kurumdan aniden ayrılan veya mevcut görevine son verilen bir mesai arkadaşının tüm sorumluluklarını tek başına devralmak mecburiyetinde bırakıldığını ifade ediyor. Uzayan mesai saatleri, bitmek bilmeyen talepler ve sürekli artan baskı nedeniyle bu süreç, çalışanların hem psikolojik dengesini hem de fizyolojik sağlığını çok ciddi boyutlarda tehdit ediyor.
Personel Yetersizliği ve Kurumsal Eksiklikler Bu Süreci Hızlandırıyor
Görünmez bir şekilde biriken ekstra görevler ve bitmek bilmeyen sorumluluklar, genellikle istihdam gücü zayıf ve personel sayısı yetersiz olan işletmelerde çok daha net ve sık bir biçimde gözlemleniyor. Bu olumsuz süreç genellikle bir çalışanın yıllık izne çıkan, doğum iznine ayrılan ya da şirketteki görevinden istifa eden bir mesai arkadaşının işlerini geçici olarak üstlenmesiyle sessizce başlıyor. İlk etapta tamamen iyi niyetli bir yardımlaşma ve kurum içi dayanışma gibi süslenerek sunulan bu yeni iş yükü, zaman ilerledikçe çalışanın üzerine kalıcı bir şekilde yapışıyor.
Yöneticiler, boşalan pozisyona yeni bir istihdam sağlamak yerine, mevcut personelin bu ağır yükü taşıyabildiğini gördükçe süreci kalıcı hale getirmeyi tercih ediyor. İlerleyen dönemlerde ise bu personelin halihazırda şişmiş ve taşınamaz hale gelmiş olan görev alanına, hiçbir rızası alınmadan tamamen yeni ve alakasız işler de dahil edilmeye devam ediyor. Kurumsal yönetim hatalarının faturası, az maliyetle çok iş yaptırmak isteyen işverenler tarafından doğrudan mevcut çalışanların sırtına yükleniyor.
Takım Oyuncusu Söylemi Altında Gizlenen Büyük Kurumsal Manipülasyon
İşverenlerin ve üst düzey yöneticilerin personeli bu ağır döngüye ikna etmek ve onları psikolojik olarak baskı altına almak için kullandığı en popüler yöntemlerin başında profesyonel manipülasyonlar geliyor. Şirketlerde sıkça dile getirilen iyi bir takım oyuncusu olma, biz bir aileyiz söylemleri ve fedakarlık beklentileri vasıtasıyla çalışanlar, uzmanlık alanlarının tamamen dışındaki işler için bile özveriyle çalışmaya zorlanıyor. Kariyer uzmanlarının yaptığı derinlemesine değerlendirmelere göre, gerçekten iş tanımına uygun ve kurumsal gelişim için gerekli olan projeler adına fazladan zaman harcanmasında profesyonel açıdan büyük bir sakınca bulunmuyor.
Ancak yeni eklenen bu ekstra görevler, haftalık mesai saatlerinin %30,0'undan fazlasını işgal etmeye başladıysa ve bu işler kişinin niteliklerine uymuyorsa, tehlike çanları çalıyor demektir. Bu durum, çalışanların kurumsal yönetim için en ideal kurban konumuna getirildiğini çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Resmi kazancı artırmayan, unvanı değiştirmeyen ve geleceğe yatırım olmayan bu niteliksiz işler, kişiye kariyerini ileriye taşıyacak veya ona yeni yetkinlikler kazandıracak hiçbir fırsat da sunmuyor.