Müzik Tarihinin Dahi İsmi Beethoven Sessizliğin İçinden Ölümsüz Eserler Çıkarmayı Başardı
Beethoven işitme yetisini kaybetmesine rağmen notalara hükmetmeye devam ederek insan iradesinin sınırlarını zorlayan bir başarı öyküsüne imza atmıştır.
Sanat dünyasının gelmiş geçmiş en etkileyici figürlerinden biri olan Ludwig van Beethoven işitme yetisini kaybetmesine rağmen notalara hükmetmeye devam ederek insan iradesinin sınırlarını zorlayan bir başarı öyküsüne imza atmıştır. Genellikle bir müzisyen için mesleki anlamda yolun sonu olarak görülebilecek tam sağırlık durumu bu dahi besteci için sadece fiziksel bir engel olarak kalmış ancak ruhundaki melodilerin dışa vurulmasına engel olamamıştır. Onun sessizliğe büründüğü yıllarda yazdığı eserlerin müzik tarihindeki en karmaşık ve en duygulu besteler arasında yer alması bilim dünyası ve sanat çevreleri tarafından hala hayranlıkla incelenmektedir. Beethoven yaşadığı bu trajik sağlık sorununu sanatsal bir devrime dönüştürerek müziğin sadece kulakla değil zihin ve kalp ile yapılan bir eylem olduğunu tüm dünyaya kanıtlamıştır.
Yirmi Sekiz Yaşında Başlayan Sessiz Ve Zorlu Bir Yolculuk
Müzik kariyerinin henüz zirvesine tırmandığı dönemlerde yani yirmili yaşlarının sonuna doğru Beethoven kulaklarında çınlamalar ve uğultular hissetmeye başlamıştır. Bu durum başlangıçta geçici bir rahatsızlık gibi görünse de zamanla geri dönülemez bir işitme kaybına evrilmiştir. Kırklı yaşlarına ulaştığında dış dünyayla olan işitsel bağı neredeyse tamamen kopan sanatçı bu süreçte derin bir sosyal izolasyon ve ruhsal çöküntü yaşamıştır. Ancak bu karanlık dönem onun yaratıcılığını köreltmek yerine tam tersine iç dünyasındaki seslere daha fazla odaklanmasını sağlamıştır. Dışarıdaki gürültülerin kesilmesiyle birlikte zihnindeki orkestranın sesi daha berrak bir hale gelmiş ve o güne kadar denenmemiş armoni kalıplarını kurgulamaya başlamıştır. Bu sessizlik süreci bestecinin müziğini daha içsel daha felsefi ve daha vurucu bir noktaya taşımıştır.
Zihinsel İşitme Yeteneği Ve Armoni Bilgisinin Eşsiz Gücü
Beethoven'ın sağırlığına rağmen nasıl olup da böylesine hatasız partisyonlar yazabildiğinin sırrı çocukluk yıllarında aldığı çok sıkı müzik eğitiminde yatmaktadır. Çok küçük yaşlardan itibaren notaları matematiksel bir kesinlikle öğrenen besteci her bir enstrümanın tınısını ve frekansını zihnine kazımıştır. Modern tıp ve müzikoloji bu durumu zihinsel işitme olarak tanımlamaktadır. Beethoven bir kağıda nota yazarken o sesin fiziksel olarak havada yayılmasına ihtiyaç duymadan zihninde nasıl bir karşılık bulacağını hatasız bir şekilde öngörebiliyordu. Bir piyanonun bir kemanla nasıl tınlayacağını veya koca bir orkestranın kreşendo anındaki etkisini tıpkı bir satranç ustasının hamleleri zihninde canlandırması gibi kurgulayabiliyordu. Bu yetenek onun sadece basit melodiler değil çok sesli ve karmaşık senfonileri kağıda dökmesine imkan tanımıştır.
Titreşimlerin Dili Ve Piyano İle Kurulan Fiziksel Temas
Duyma yetisinin kaybolmasıyla birlikte Beethoven müziği hissetmek için alternatif yollar geliştirmiştir. Bilinen en etkileyici tekniklerden biri sanatçının piyanosunun bacaklarını kestirerek enstrümanı doğrudan zemine yerleştirmesi ve bu sayede sesin titreşimlerini yerdeki ahşap aracılığıyla vücudunda hissetmesidir. Ayrıca piyanosuna taktığı metal bir çubuk veya dişlerinin arasına sıkıştırdığı bir değnek yardımıyla ses dalgalarının kemik iletimi yoluyla iç kulağına ulaşmasını sağladığı rivayet edilmektedir. Notaya dokunduğunda oluşan titreşimleri çenesi veya yanağı aracılığıyla algılayan dahi isim seslerin fiziksel şiddetini ve ritmini bu yöntemle takip etmiştir. Bu fiziksel etkileşim onun müziğindeki dinamiklerin neden bu kadar güçlü ve sarsıcı olduğunu da bir bakıma açıklamaktadır. Sanatçı sesleri artık duymuyor adeta onları yaşıyordu.
Dokuzuncu Senfoni Ve Alkışları Görerek Duymak
Beethoven'ın kariyerinin en yüksek noktası sayılan ve insanlık mirasının en önemli parçalarından biri olan 9. Senfoni bestecinin dünyadan tamamen koptuğu bir dönemde tamamlanmıştır. Eserin ilk kez seslendirildiği o tarihi gecede Beethoven sahnede orkestranın hemen yanında durmasına rağmen ne çalınan notaları ne de seyircilerin coşkulu tepkilerini duyabiliyordu. Eser bittiğinde seyirciler ayağa kalkıp çılgınca alkışlamaya başlamış ancak besteci arkası dönük olduğu için durumun farkına varamamıştır. Orkestradaki bir müzisyenin nazikçe omzuna dokunup onu seyirciye doğru çevirmesiyle Beethoven binlerce insanın sevincini gözleriyle görmüş ve başarısının büyüklüğünü bu şekilde idrak etmiştir. Bu an dünya sanat tarihinin en hüzünlü ve bir o kadar da gurur verici sahnelerinden biri olarak kabul edilmektedir.