Küresel Eğitim Arenasında Türkiye İçin Yeni Bir Fırsat Kapısı Aralanıyor

Dünya genelinde eğitim sistemleri daha önce benzeri görülmemiş bir dönüşüm ve aynı zamanda büyük bir tıkanıklıkla karşı karşıya kalmış durumda.

Dünya genelinde eğitim sistemleri daha önce benzeri görülmemiş bir dönüşüm ve aynı zamanda büyük bir tıkanıklıkla karşı karşıya kalmış durumda. Özellikle gelişmiş Batı ülkeleri sınıf kürsülerini dolduracak eğitmen bulamazken Türkiye sınırları içerisinde genç ve dinamik binlerce öğretmen adayı göreve başlamak için gün sayıyor. Bu zıt tablo sadece istatistiksel bir veri olmanın ötesinde uluslararası bir eğitim stratejisinin temelini oluşturabilecek potansiyeli barındırıyor. Avrupa Birliği üyesi ülkelerden Amerika Birleşik Devletleri'ne kadar uzanan geniş bir coğrafyada eğitim kalitesini tehdit eden personel yetersizliği Türkiye'nin mevcut insan kaynağı ile birleştiğinde ortaya her iki taraf için de kazançlı çıkılacak bir denge modeli çıkıyor. Uzmanlar bu durumun tesadüfi bir kriz değil yapısal bir değişim olduğunu belirtirken Türkiye'nin bu süreci nasıl yöneteceği merakla bekleniyor.

Batı Dünyasında Boş Kalan Sınıflar Ve Derinleşen Personel Yetersizliği

Avrupa kıtası tarihinin en zorlu eğitim sınavlarından birini veriyor ve bu kez sorun müfredat değil doğrudan insan kaynağı odaklı gelişiyor. Avrupa Komisyonu tarafından paylaşılan güncel veriler ışığında birliğe üye olan yirmi yedi ülkeden yirmi dördünün kadro doldurma konusunda ciddi zorluklar yaşadığı görülüyor. Almanya ve Fransa gibi dev ekonomilerde dahi özellikle teknik branşlar olan matematik, fizik ve bilişim teknolojileri alanlarında ders verecek yetkin eğitmen bulmak imkansız bir hal aldı. Bu krizin arkasında yatan sebepler incelendiğinde mevcut öğretmenlerin emeklilik yaşının gelmesi ve genç nesillerin bu mesleğe olan ilgisinin azalması ilk sırada yer alıyor. Artan hayat pahalılığı ve iş yükü karşısında cazibesini yitiren öğretmenlik mesleği nedeniyle birçok ülke farklı disiplinlerden gelen mezunlara hızlandırılmış eğitimlerle sınıf kapılarını açmak zorunda kalıyor. Hatta bazı bölgelerde emekli olmuş eğitimcilerin yeniden sisteme dahil edilmesi için teşvik paketleri hazırlanıyor.

Amerika Birleşik Devletleri Eğitim Sisteminde Sertifikasız Kadro Tehlikesi

Atlantik'in öbür yakasında da durum Avrupa'dan pek farklı seyretmiyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde 2025 ve 2026 yıllarını kapsayan projeksiyonlar eğitim sistemindeki boşluğun devasa boyutlara ulaştığını kanıtlıyor. Ülke genelinde elli binden fazla kadro tamamen boş dururken asıl büyük tehlike geçici izinlerle sınıfa giren yaklaşık üç yüz elli bin kişiden kaynaklanıyor. Kendi branşında uzmanlık sertifikası olmayan veya sadece geçici çalışma izniyle derslere giren bu eğitmen grubu eğitim kalitesindeki düşüşün temel sebebi olarak gösteriliyor. Düşük maaş skalası ve mesleki tükenmişlik gibi faktörler her yıl yüz binlerce öğretmenin istifa ederek sistemden ayrılmasına yol açıyor. Özellikle New Mexico, Alabama ve Kansas gibi eyaletlerde eğitim öğretim faaliyetlerinin sürdürülebilirliği ciddi anlamda tartışmaya açılmış durumda.

Türkiye'nin Genç Ve Dinamik Öğretmen Havuzu Çözüm Bekliyor

Gelişmiş ülkelerdeki bu boşluğun tam aksine Türkiye'de ise bambaşka bir manzara hakim. Ülkemizdeki yüze yakın üniversitede yüz binlerce genç eğitim fakültelerinde öğretmenlik hayalleriyle ders başı yapıyor. Mevcut veriler halihazırda atama bekleyen öğretmen sayısının altı yüz bini aştığını ve her yıl bu sayıya yeni mezunların eklendiğini gösteriyor. Fakültelere alım durdurulsa dahi bekleyen aday havuzunun yedi yüz bine ulaşması kaçınılmaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Yıllık olarak gerçekleştirilen resmi atamaların bu büyük kütleyi eritmekte yetersiz kaldığı düşünüldüğünde Türkiye'nin elindeki bu muazzam insan kaynağının atıl kalması ekonomik ve sosyal bir kayıp olarak değerlendiriliyor. Ancak bu yoğunluk stratejik bir planlama ile küresel pazarın ihtiyacı olan profesyonel iş gücüne dönüştürülme şansını da beraberinde getiriyor.

Kurumsal Protokoller Ve Türk Modeli İle Küresel Hamle

Eğitim dünyasının önde gelen isimleri bu krizin Türkiye için bir dış politika ve eğitim ihracatı fırsatı olduğunu savunuyor. Bireysel çabalarla yurt dışına giden öğretmenlerin ötesinde devletler arası imzalanacak protokollerle bir 'Türk Modeli' oluşturulabileceği fikri ağırlık kazanıyor. Eğitim fakültelerinin öğretmen açığı yaşayan ülkelerle kurumsal anlaşmalar yaparak mezunlarını bu bölgelere belirli standartlar çerçevesinde göndermesi her iki tarafın yararına bir çözüm olarak sunuluyor. Avrupa ülkelerinin son dönemde Türkiye'den gelecek eğitimciler için denklik süreçlerini esnetme eğilimine girmesi bu sürecin zaten başladığının bir işareti olarak okunuyor. Eğer Türkiye bu süreci sadece bir beyin göçü olarak değil kontrollü ve kurumsal bir istihdam projesi olarak yönetebilirse hem binlerce gencine kariyer yolu açmış olacak hem de eğitim alanında küresel bir aktör haline gelecektir.

Bakmadan Geçme