Karabasan Nedir? Gerçek midir?

Korkutucu efsaneler üretilen ve gecenin karanlığında bireyleri çaresiz bırakan karabasan deneyimi günümüzde modern tıbbın ışığında tamamen fiziksel bir süreç olarak açıklanıyor.

İnsanlık tarihi boyunca pek çok kültürde üzerine korkutucu efsaneler üretilen ve gecenin karanlığında bireyleri çaresiz bırakan karabasan deneyimi günümüzde modern tıbbın ışığında tamamen fiziksel bir süreç olarak açıklanıyor. Gecenin bir yarısı gözlerinizi açıp etrafınızın farkına vardığınız ancak parmağınızı dahi kıpırdatamadığınız o saniyeler asırlardır doğaüstü varlıklarla ilişkilendirilse de aslında beynimizin uyku döngüleri arasında yaşadığı kısa süreli bir iletişim kopukluğundan ibarettir. Modern uyku laboratuvarlarında yapılan araştırmalar bu ürkütücü durumun ne bir lanet ne de mistik bir saldırı olmadığını aksine vücudun savunma mekanizmalarının yanlış zamanda devreye girmesiyle oluşan biyolojik bir senkronizasyon hatası olduğunu kanıtlamıştır. Bilincin tamamen açık olduğu fakat bedenin sanki görünmez zincirlerle yatağa bağlandığı bu anlar tıp literatüründe uyku felci olarak adlandırılmakta ve dünya genelinde milyonlarca insan tarafından hayatının en az bir döneminde tecrübe edilmektedir.

Zihnin Uyanışı Ve Bedensel Kilidin Fizyolojik Temelleri

Uyku felcinin nasıl gerçekleştiğini anlamak için beynimizin uyku sırasındaki karmaşık işleyişine yakından bakmak gerekir. Uyku süreci çeşitli evrelerden oluşur ve rüyaların en yoğun görüldüğü aşama olan REM evresinde beyin çok özel bir önlem alır. Kişinin rüyasında gördüğü fiziksel hareketleri gerçek hayatta yapmaya çalışarak kendisine veya çevresine zarar vermesini engellemek amacıyla vücut kasları geçici bir felç durumuna sokulur. Atoni adı verilen bu doğal süreç normalde rüya bitip uyanma gerçekleştiğinde kendiliğinden ortadan kalkar. Ancak bazen beyin uyanıklık sinyallerini gönderip bilinci açtığı halde vücuttaki bu elektriksel kilidi açmayı unutur. İşte tam o anda kişi zihinsel olarak tamamen uyanık çevresindeki seslerin ve görüntülerin farkında olmasına rağmen biyolojik olarak kilitli bir beden içerisinde hapsolmuş olur. Bu durum uyanıklık ve uyku arasındaki ince sınırda yaşanan geçici bir sistem arızasıdır.

Göğüste Hissedilen Ağır Baskı Ve Nefes Daralmasının Nedenleri

Atak sırasında bireylerin en çok korktuğu ve mistik hikayelerin ana kaynağını oluşturan durum göğüs bölgesinde hissedilen devasa ağırlıktır. Kişi o an üzerinde birinin oturduğunu veya göğsünün bir güç tarafından ezildiğini hissedebilir. Tıbbi açıdan bu durumun açıklaması oldukça rasyoneldir. REM uykusu sırasında solunum kaslarının kontrolü otonom sistemdedir ve nefes alışverişi oldukça yüzeyseldir. Kişi bilinci açık bir şekilde uyandığında derin nefes almak ister ancak solunum kasları henüz bilinçli kontrol altına girmediği için göğüs kafesi bu talebe tam yanıt veremez. Bu fiziksel kısıtlılık zihinde bir baskı hissi olarak algılanır ve o anki yoğun korku ile birleştiğinde boğuluyormuş hissi yaratır. Aslında hayati bir tehlike söz konusu olmasa da panik halindeki beyin bu durumu dışsal bir tehdit olarak yorumlamaya meyillidir.

Atakları Tetikleyen Çevresel Faktörler Ve Yaşam Alışkanlıkları

Her bireyin uyku felci yaşama sıklığı ve nedenleri farklılık gösterse de bilim insanları bu durumu tetikleyen bazı ortak unsurları belirlemişlerdir. En yaygın tetikleyici düzensiz uyku saatleri ve kronik yorgunluktur. Vücudun biyolojik saati bozulduğunda uyku evreleri arasındaki geçişler de karmaşık hale gelir ve bu da sistemin hata yapma olasılığını artırır. Bunun yanı sıra aşırı stres kaygı bozuklukları ve sırt üstü yatma alışkanlığının uyku felcini tetiklediği gözlemlenmiştir. Özellikle sırt üstü yatış pozisyonunda dilin geriye kaçması veya solunum yollarındaki hafif daralmalar beynin uyanma sinyalini daha erken göndermesine ancak bedenin bu hıza yetişememesine neden olabilir. Vardiyalı çalışma sistemi veya jet-lag gibi durumlar da beynin uyku ritmini bozarak karabasan deneyiminin kapısını aralayabilir.

Uyku Felci Anında Sakin Kalmanın Ve Kontrolü Kazanmanın Yolları

Bu ürkütücü deneyimle karşılaşıldığında yapılabilecek en önemli şey bunun sadece biyolojik bir süreç olduğunu hatırlayarak sakin kalmaya çalışmaktır. Panik yapıldığında vücutta salgılanan adrenalin göğüsteki baskı hissini ve korkuyu daha da artırarak atağın süresini uzatabilir. Kontrolü yeniden kazanmak için tüm vücudu hareket ettirmeye çalışmak yerine sadece parmak uçlarını veya gözleri hızla oynatmaya odaklanmak beynin bedene uyanma sinyalini daha güçlü iletmesini sağlayabilir. Yüz kaslarını buruşturmaya çalışmak veya düzenli nefes alıp vermeye odaklanmak sinir sistemini uyararak felç durumunun saniyeler içinde sonlanmasına yardımcı olur. Atak bittikten sonra hemen tekrar uykuya dalmamak yataktan kalkıp bir miktar su içmek ve vücudu tam anlamıyla uyandırmak aynı gece içerisinde ikinci bir atağın yaşanma ihtimalini ortadan kaldıracaktır.

Modern yaşamın getirdiği yoğun stres ve uykusuzluk problemleri bu tip durumların daha sık yaşanmasına neden olsa da konunun uzmanları bunun tıbbi bir tedaviden ziyade yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabileceğini belirtiyor. Sağlıklı bir uyku düzeni oluşturmak ve uyumadan önce teknolojik aletlerden uzaklaşarak zihni dinlendirmek bu karanlık gece maceralarını büyük ölçüde sona erdirebilir.

Bireysel tecrübelerinizi kontrol altına almak için

Bakmadan Geçme