El Kremleri Cilt Bariyerini Onararak Ellere Yumuşaklık Kazandırıyor
Günlük yaşantımızda ellerimiz sürekli olarak dış dünya ile temas halindedir ve bu durum cildimizin en hassas bölgelerinden birini doğrudan olumsuz etkileyen faktörleri beraberinde getirir.
Günlük yaşantımızda ellerimiz sürekli olarak dış dünya ile temas halindedir ve bu durum cildimizin en hassas bölgelerinden birini doğrudan olumsuz etkileyen faktörleri beraberinde getirir. Özellikle kış aylarının dondurucu soğukları, sert rüzgarlar, gün içinde defalarca maruz kalınan sabunlar ve ev temizliğinde kullanılan ağır kimyasallar derinin doğal yapısını bozmaktadır. Cildin en dış kısmında bulunan ve bir kalkan görevi gören koruyucu tabaka bu etkenler karşısında zayıfladığında deri altındaki nem hızla buharlaşarak uzaklaşır. Nemini yitiren cilt dokusu elastikiyetini kaybederek sertleşmeye, pürüzlenmeye ve zamanla acı veren çatlaklara dönüşmeye başlar. İşte bu noktada devreye giren el kremleri sadece geçici bir parlaklık sunmakla kalmayıp karmaşık bir biyokimyasal süreci başlatarak cildin eski sağlığına kavuşmasına yardımcı olur.
Nem Mıknatısları Sayesinde Derinlemesine Hidrasyon Süreci
El kremlerinin temel çalışma prensiplerinden ilki cildin kaybettiği suyu geri kazandırmak üzerine kuruludur. Krem formüllerinde yer alan ve bilimsel literatürde hümektan olarak adlandırılan maddeler adeta birer nem mıknatısı gibi hareket eder. Gliserin ve üre gibi özel moleküller ortamdaki ve cildin alt katmanlarındaki su moleküllerini yakalayarak hidrojen bağları vasıtasıyla cildin üst yüzeyine çeker. Bu süreçte özellikle modern kozmetiğin en güçlü bileşenlerinden biri olan hyaluronik asit kritik bir rol üstlenir. Kendi ağırlığının bin katına kadar su tutma kapasitesine sahip olan bu mucizevi madde cildin nem depolarını adeta yeniden inşa ederek dokuya gözle görülür bir dolgunluk kazandırır. Bu sayede susuz kalmış hücreler yeniden canlanarak derinin daha gergin ve sağlıklı bir görünüme kavuşmasını sağlar.
Buharlaşmayı Engelleyen Koruyucu Bariyer Ve Yağların Rolü
Cilde suyu çekmek kadar önemli olan bir diğer adım ise o suyun ciltte hapsolmasını sağlamaktır. Eğer krem sadece nem çekici özelliğe sahip olsaydı suyun bir kısmı hava ile temas ederek kısa sürede buharlaşıp giderdi. Bu durumun önüne geçmek amacıyla el kremlerinin içeriğine oklüzif adı verilen koruyucu maddeler eklenmektedir. Çeşitli bitkisel ve mineral yağlar el üzerine sürüldüğünde deri yüzeyinde gözle görülmeyen ancak son derece etkili ve ince bir film tabakası oluşturur. Bu su geçirmez baraj tabakası cildin en üst katmanından suyun kaçmasını engellerken aynı zamanda dışarıdan gelecek zararlı mikroorganizmaların ve tozların deri altına nüfuz etmesini de zorlaştırır. Böylece nem hapsedilmiş olur ve ellerin yumuşaklık hissi çok daha uzun sürelere yayılır.
Emoliyan Maddeler İle Cilt Yüzeyindeki Pürüzlerin Giderilmesi
Ellerimiz kuruduğunda derinin en üst yüzeyi olan stratum corneum katmanında mikroskobik düzeyde çatlaklar ve boşluklar meydana gelir. Bu boşluklar cilde dokunulduğunda o bildiğimiz pürüzlü ve sert hissin temel nedenidir. Kremlerin içeriğinde bulunan ve yumuşatıcı olarak bilinen emoliyanlar bu küçük hücreler arası boşlukları bir dolgu malzemesi gibi doldurur. Özellikle linoleik asit ve çeşitli vitaminler bakımından zengin olan doğal yağlar cildin üst yüzeyini adeta bir zımpara gibi düzleştirerek ipeksi bir doku oluşturur. Bu pürüzsüzleşme süreci ellerin hem estetik açıdan daha düzgün görünmesini sağlar hem de derinin esneklik kabiliyetini artırarak ani hareketlerde cildin yırtılmasını veya kanamasını engeller.
Hücresel Onarım Ve Vitaminlerin Yenileyici Gücü
İyi bir el kremi sadece yüzeysel bir yumuşatıcı değil aynı zamanda bir onarım merkezidir. Cildin kendini yenileme kapasitesine destek olan formüller genellikle E ve B5 gibi cildi besleyen vitaminler içermektedir. Bu içerikler dış etkenlerin deri hücrelerinde yarattığı hasarı minimize ederken yeni hücre oluşumunu da destekleyerek derinin daha dirençli hale gelmesini hedefler. Kimyasal içerikli deterjanların cildin pH dengesini bozması durumunda kremler bu dengeyi stabilize ederek cildin doğal savunma mekanizmalarını yeniden devreye sokar. Düzenli kullanımda bu onarım süreci sürekli hale geldiği için eller dış etkenlere karşı daha dayanıklı bir yapı kazanır ve kuruma süreci başlamadan önlenmiş olur.